|
Ev Arkadaşımın Türbanlı Annesi! (7) (Burak 24 Y., İstanbul)
Odama geçip yatağıma uzandım. Sonunda
aylardır beklediğim gerçekleşmiş ve Meryem'i
sikmiştim. Tarifi imkansız bir mutluluk duyuyordum. O gün
okuldan sonra direkt eve gelmesem Serhat'la sikiştiklerine şahit
olamayacak ve bu durumda olmayacaktım. Demek ki
Meryem'i sikmek benim alnıma yazılmıştı.
Kafamda düşünceler birbirini kovalıyordu.
Kadın benimle resmen alay edecek, beni parmağında
oynatacaktı ve bunun için kendini bana ellettirmeyi göze
almıştı. Bunun onun için bir önemi yoktu, kendini ellettirmek
kocasını aldatmanın yanında çıtır çerez misali
kalıyordu. Sadece ellemekle kalacaktım, kapının önündeki
gibi birden dudaklarına yapışacağımı hiç tahmin
etmemişti. Böyle bir şey yapabileceğimi, buna cesaret
edebileceğimi hiç düşünmemişti, ama olmuştu. Götünü bana
ellettikten sonra benim bununla yetineceğimi, buna razı
olacağımı düşünmekle hata etmişti. Hele Serhat'la
yediği bokların önüne koyulacağını hiç ama hiç
düşünmemişti. Bunun ikisi arasında bir sır olarak
kalacağını sanmıştı, ama benim bu işe dahil
olduğumu bilmiyordu.
Birkaç dakika geçti sessiz sedasız şekilde, ama
sonra Meryem'in telefonla konuştuğunu anladım.
Konuştuğu kocasıydı. "Bana bilet al, Sivas'a dönecem,
burada kalmak istemiyorum. Hamit, beni deli etme, ben dönmek istiyorum,
dediğimi yap!" diye yüksek sesle konuştuğunu işittim. Daha
sonrasındaysa, "Bir kere de benim dediğimi yapsan ölür müsün, durmak
istemiyorum burada daha fazla, sıkıldım. Hem oğlunla da
geçinemiyorum, İstanbul'a gelince bir haller oldu buna, kız
arkadaş bulmuş kendine sabah akşam
onunla, bana siktir git dedi dün akşam!" diye daha yüksek perdeden
çıkan konuşmasını kulağımı duvara dayamama
gerek kalmadan rahatça duydum.
Bu sözlerinin ardındansa öfkeyle ve kesik kesik, "Senin
işlerinin bitmesini mi bekleyecem ben burada... Bir kere de benim
dediğimi yap... Olmaz, ben gitmek istiyorum... Hayır, Cemil'le
konuşma, konuşup ne yapacaksın... Oğlun nasihat dinleyecek
yaşı geçti artık anlasana... Bu siktiğimin evinde kalmak
istemiyorum, yerin dibinde zindan gibi, akşama kadar hapis gibi evin
içindeyim... Hayır... Akrabalarıma falan gitmek istemiyorum ben...
Kimse beni misafir etmek zorunda değil... Hayır, Serhat'ın
yanında ne işim var benim... Karısıyla kavgalıyım
bilmiyor musun... Ben dönmek istiyorum... Sivas'ta annenlere gitmem
ben... Benim evim var, annen de ne işim var benim...
Hayır olmaz... Beni evde tek tutmuyorsun, ama burada elin
adamının yanında tutuyorsun... Bu çocuk... Cemil'in ev
arkadaşı... Rahatsız oluyorum ondan... Böyle garip garip
bakıyor bana durmadan... Gözü devamlı üstümde... Rahatsız
oluyorum... Yok öyle bir şey yapmadı, ama gözleri devamlı
götümde memelerimde... Hamit ben bilmiyor muyum nasıl giyineceğimi...
Eşarbım devamlı başımda, üstümde pardesüm var... O piç
gelince odaya giriyorum, kapıyı kilitliyorum... Cemil'e
söylemedim bir şey, sen de sakın söyleme... Allah
için sakın bak, ölümü gör... Hamit benim dediğimi yap, yoksa ben
kendim bilet alıp binecem otobüse!" dediğini, adeta
bağırdığını duydum.
Meryem'in telefonda beni kocasına şikayet
ettiğini duyunca korkmadım dersem yalan olur. Şimdi kocası
kalkıp beni ararsa ne diyecektim, yada adam çıkıp
gelebilirdi Adana'dan. Belki de kendisi gelmez, durumu Serhat'a bildirir,
Serhat'ta gelip benim ağzımı burnumu kırabilirdi.
Amına koyduğumun karısı hem kocasını
aldatıyor, hem de yalanlar söylüyordu. Kocası evde
olmadığı için pardesü giymiyordu eşarbı
başında olsa bile. Ama ona başka türlü anlatıyordu.
Bu arada kocasının onu Serhat'ın
yanında kalması için ikna etmeye çalıştığı
da belli oluyordu. Ama Meryem bunu istemiyordu. Meryem hem Serhat'la
kavga etmişti, hem de Serhat'ın
karısıyla kavgalı olduğunu söylemişti.
Kim bilir ne için kavga etmişlerdi. Belki de kadın
bununla kocası arasında bir şeyler olduğunu sezmiş ve
bu yüzden kavga etmişlerdi. Kocası Serhat'a güveniyordu, ama onun
karısını çatır çatır siktiğinden
habersizdi.
Konuşma bittikten birkaç dakika sonra yan odanın
kapısı açıldı. Hemen ardından da Meryem bir
hışımla odama daldı. Öfkeli bir sesle, "Bana göster o
şeyleri, nerde kayıtlar?" deyince, "Görmek
mi istiyorsun?" dedim ve bilgisayarımı açtım. Az sonra masaüstü
ekranı gelince kayıtları tuttuğum
klasörü ve sonra da kayıtlardan birini açtım. Birkaç kez mouse ile
kaydı ilerlettikten sonra Serhat'la çekyatın üstünde
sikiştiği ve aldığı zevkle (Sik, sik, oğhhh, sik,
kökle, kökle, ığmmm, kökle!) dediği yere geldiğimde
suratı kıpkırmızı oldu. Yalan söylemediğimi kendi
gözleriyle de görmüştü.
Birden odadan çıktı, az sonra döndüğünde ise
elinde bir bıçak vardı. Bıçağı gözüme sokar gibi
göstererek, "Hemen sil onları yoksa seni delik deşik ederim!"
dediğinde, "Manyak mısın lan sen, bırak o
bıçağı!" dedim korkuyla ayağa fırlayıp. Ancak
Meryem nefretle bana bakıp sıkı sıkı tuttuğu
bıçağı havada sallıyordu. Öfkeden gözü dönmüş bir
haldeydi. Bir an ne yapacağımı şaşırdım,
kadının böyle bir tepki verebileceğini hiç
düşünmemiştim. Yine bıçağı sallayıp, "Sil
şunları yoksa gebertirim!" derken elimin altına gelen ders
kitaplarından birini üzerine fırlattım. Meryem korkuyla geri
çekilirken bakışları kitaba kaymıştı. Fırsat
bu fırsat diyerek üstüne atılıp bıçağı
tuttuğu elini yakaladım. Bileğini var gücümle sıkıp
bıçağı elinden atmasını sağladım. Sonra da
suratına okkalı bir yumruk attım. Meryem yediği yumrukla
sersemlemiş gibi bir süre anlamsızca bakınıp durdu.
Bıçağı yerden alıp, "Amına koyduğumun
manyağı ne yapıyorsun sen?" dedim. Başka bir şey
dememe kalmadan gene odaya girip kapıyı
kilitledi.
Kadın güpegündüz beni bıçaklayacaktı.
"Amına koyduğumun orospusu, bunları amcanın oğluyla
sikişmeden önce düşünecektin!" diye
bağırdım odanın kapısının önünde.
İçeriden tek bir ses bile gelmedi sözlerimden sonra. Odama
girip kapımı kilitledim. Bu sırada
bilgisayarda Meryem'le Serhat'ın sikişme videosu oynamaya devam
ediyordu. Sinirle kapadım bilgisayarı ve yatağa uzandım.
Sikişin verdiği rehavete öfke ve korku eşlik ediyordu. Meryem
manyağın teki çıkmıştı. Bıçağı
yastığımın altına koydum, sonra da gözlerimi
kapayıp uyumaya çalıştım, ama bir türlü uyuyamadım. En
sonunda salona geçip televizyonu açtım. Bu arada üstünde
sikiştiğimiz çekyatı kapatıp saati de duvara astım
yeniden.
Meryem akşam Cemil gelene
kadar odadan çıkmadı. Cemil geldiğinde de bana hiç görünmedi.
Cemil'e, "Başım ağrıyor oğlum, ben
yatacağım. Yemek yapamadım, sen ekmek
arası bir şeyler yersin!" dediğini duydum. Cemil salonda, "Abi
bugün annemle dolaştınız mı?" diye sorunca, "Eminönü'ne
gittik ama erkenden geldik eve. Galiba deniz havası çarptı anneni..."
dedim. "Galiba, baksana bu saatte uyuyacağını söylüyor!" dedi Cemil.
Oysa o gün yaşadıklarımızı bilse kim
bilir nasıl tepki verirdi.
Ertesi gün erkenden kalktım. O gün bir dersim
vardı sadece. O da çok önemli değildi. O nedenle gitmemeye karar
verdim ve yatağın içinde uyanık halde bir sağa bir sola
dönüp durdum. Evde ölüm sessizliği vardı. Acaba Cemil'le birlikte
annesi de mi gitmişti? Saat dokuz olmak üzereyken daha fazla
dayanamadım ve kalkıp salona geçtim.
Cemil'in odasının kapısı yine
kapalıydı. Kilitli mi değil mi diye yoklamak istedim, ama sonra
vazgeçtim. Televizyonu açtım. Birkaç dakika sonra ise odanın
kapısı açıldı ve Meryem salonda göründü. Dünkü halinden
eser yoktu hiç. Süt dökmüş kedi gibiydi, bakışlarından
anlaşılıyordu bu hali. Karşıma geçip otururken, "Seninle
konuşmak istiyorum!" dedi. Televizyonu kapadım. "Söyle, seni
dinliyorum?" dediğimde, "Dün olanlar ikimizin arasında kalacak, kimse
bilmeyecek!" deyince, "Benim de zaten kimseye söylemek
gibi bir derdim yok!" dedim yanıt olarak.
"Ama sen de bir daha öyle elinde bıçakla üstüme
saldırmayacaksın. Bir daha olursa hiç karışmam görüntüleri
veririm internete, gerisini sen düşünürsün!" dedim. Sessiz kaldı bu
sözlerimden sonra. Kısa bir sessizliğin ardındansa, "Ben Sivas'a
dönene kadar olacak ne olacaksa, ondan sonra da beni rahat
bırakacaksın, anladın mı?" dediğindeyse, "Dün kocana
beni şikayet ettin. Onu arayıp benim günahıma girdiğini
söyleyeceksin, ben yanlış anlamışım diyeceksin,
aslında iyi bir çocukmuş diyeceksin. Yoksa karışmam. Durduk
yerde benim başımı yakma, kocan da senin gibi manyağın
biri çıkıp bana saldırmaya kalkabilir daha sonra. Sen önce bu
dediğimi yapacaksın, ondan sonra düşüneceğim senin
dediklerini!" diyerek karşılık verdim.
'Olur.' gibilerden başını salladı.
Uzun mavi, bol bir etek vardı üstünde. Üstüne ise
açık pembe uzun kollu bir bluz giymiş, başını desenli
büyük bir türbanla çenesinin altından bağlamıştı.
"Niye kocanı aldatıyorsun peki, hem de amcanın oğluyla?"
diye sordum. "Ne yapacaksın, seni ne ilgilendirir?" dedi tepkiyle. "Belli
ki Serhat'ı seviyorsun, uzun zamandır da birlikte
olduğunuz belli. Peki hiç utanmıyor musun, kocanın yüzüne
nasıl bakıyorsun?" dediğimde, "Niye, sen ahlak bekçisi misin?"
dedi karşılığında.
Merak ettiğim bu konuda ondan bir yanıt
alamayacağım belli olunca daha fazla soru sormadım. "Benim bugün
dersim yok, bütün gün evdeyim!" dedim keyifle. Meryem'den ses
çıkmayınca, "Burada mı, benim odamda mı, yoksa Cemil'in
odasında mı yapalım?" diye sordum. "Burada olmaz!" dedi Meryem
yüzüme bakmadan. "Niye?" dediğimde duvardaki saati gösterdi. "Haa,
anladım, kamera var diye istemiyorsun. İyi o zaman, benim odama
geçelim!" dedim. Ama içeri geçmeden önce, "Benimle zorla değil isteyerek
sikişmeni istiyorum, aynı Serhat'la yaptığın gibi,
senden hoşlanıyorum çünkü!" deyince başını
sallayıp, "Tövbe tövbe!" dedi fısıltılı bir sesle.
"Bir gece Cemil'in odasında kocanla sikişmenizi
duydum. O zamandan beri senden hoşlanıyorum!" dediğimde yüzüme
bakıp, "Sen harbi sapıksın!" dedi. "Sapık falan
değilim, bu lafı kullanmayı da bırak artık!" dedim
tepkiyle. Ancak Meryem, "Sapığın tekisin, benim kocamla
sikiştiğimi nerden çıkardın, öyle bir şey olmadı!"
deyince o gece duyduklarımı anlattım. Ama Meryem, "Duydukların
ne sesi bilmiyorum, ama kendi kafandan bir şeyler uydurmuşsun
orası belli, ben kocamla kaç sene oldu sikişmeyeli!" deyince
şaşkınlıktan ağzım açık kaldı.
"Anlamadım?" dediğimdeyse "Hamit'in siki kalkmıyor..." dedi
utançtan kızaran yüzüyle.
O gece çıkan seslerin sikişme sesleri
olduğuna emindim. Çünkü annemle daha doğrusu üvey annemle babamın
yatak odalarından çıkan sesler de aynı bu şekildeydi. Odam
yatak odaları ile yan yanaydı ve gecenin ilerleyen saatlerinde benim
uyduğumu sandıkları zamanlarda sikişirlerdi. Oysa küçük yaşlarımdan
beri onların her sikişmesini dinlemiş, kulak misafiri
olmuştum ve bu yüzden de o gece duyduğum seslerin sikişme sesi
olduğuna emindim. Ama Meryem bunun olmadığını, çünkü
kocasının sikinin kalkmadığını söylüyordu.
"Niye?" diye sorunca "5-6 sene
önce ameliyat oldu, hastanede yattı. O zaman yanlış ilaç vermişler,
onlar da yan etki yapmış, erkekliği öldü. Senin duydukların
ne sesi bilmiyorum!" diye yanıt verdi. Belki de Meryem
doğru söylüyordu. O gece yatağın gıcırdama
seslerinden başka ses duymamıştım. Oysa üvey annemle babam
sikiştiklerinde üvey annemin zevk iniltilerini, babamın da ona (Aşkım,
güzel amcıklı karım!) dediğini
duyardım yatağın gıcırtılarından hariç.
Hatta zaman zaman işi abarttıklarında babamın pompalama
seslerini bile duyardım. Uzun saçlarıma ara sıra laf eden üvey
annem de tıpkı Meryem gibi kapalı, tesettürlü ve oldukça
mütedeyyin bir kadın olmasına rağmen kocasıyla geceleri at
gibi sikişmekten geri kalmıyordu. Meryem gibi türbanlı olgun
kadınlara karşı ilgimin sebebi de üvey annemdi.
Bu konuşmanın sonrasında kalkıp odama
geçtim. Soyunurken Meryem de geldi. Tek kişilik
bir yataktı, çekyat kadar geniş değildi elbette, ama onun gibi
eski de değildi. Sağ yanım üstüne çırılçıplak
halde uzandım yatağa. Meryem bakışlarım arasında
soyunup çıplak kaldı ve o da sol yanı üzerinde yanıma uzandı.
Dudaklarına yumuldum hemen. Dünkü gibi sıkıca
kapamamıştı dudaklarını. Onları emip dilimi de
ağzının içine sokuyordum. Meryem karşılık
vermiyordu, ama bu bana yetiyordu.
Yanımda kolları aşağı sarkık
halde uzanmıştı, ama benim sol elim vücudu üzerinde geziniyordu.
Meryem'in bu tepkisiz hali hoşuma gitmese de ben
işimi yapıyordum. Göğsüme değen dolgun memelerini
avuçlayıp sıkıyor, karnını ve kalçalarını
okşuyordum. Ama bu pozisyonda rahat edemediğim için doğruldum ve
"Uzan şöyle!" dedim. Meryem sırtüstü uzandı, dünkü gibi
bacaklarını açıp ayırınca arasına
yerleştim ve üzerine uzandım.
Beyaz boynunu, yüzünün her yerini, kulaklarını,
omuz başlarını öpüp yalıyordum. Göğsümün altında
yassılaşan memelerini öpüp emdiğimde ise tarifi imkansız
bir zevk alıyordum. Kalas gibi duran Meryem bir süre sonra iki elini
sırtıma attı. Ben memeleri ile meşgulken o da
omuzlarımı hafiften okşuyordu. Etli meme uçları dil
darbelerim ve emmelerim ile gittikçe şişiyordu. Her iki memesini
avuçlayıp sıkıyor, hamur gibi yoğuruyordum.
Aşağılara kaymaya başladım. Göbek
deliğinin etrafını dilleyip yaladıktan
sonra amının üzerinde gezdirdim dilimi.
Etli am dudaklarını emerken Meryem'in bundan büyük
keyif aldığını hissediyordum. Am dudaklarını
araladım ve ortaya çıkan sulu ve pembe amının
içini dilledim. Sıcak ve kaygandı amı.
Hemen üzerinde bulunan bızırını da dilleyip emdiğimde
Meryem'den, "Ihhh!" diye derin bir inilti çıktı, bundan çok
hoşlanmıştı. Ben bızırını emmekle
ilgilenirken o da saçlarımı çekiştirmeye
başlamıştı. Bacaklarını dizlerinden büküp geriye
doğru çekince daha rahat bir pozisyon
sağlamış oldu Meryem.
Amını iştahla emiyor, dilliyor ve
yalıyordum. Geçmişte kız arkadaşımla
yaşadıklarımızın faydasını şimdi
görüyordum. İki yıl boyunca dolu dolu
sevişmiştik. Amından hiç siktirmese de bunun
dışında aklımıza gelen her şeyi
yapmıştık. Sekste deneyim sahibi bir erkek olmamı kız
arkadaşıma borçluydum. Meryem'in amı
yalamalarım ve dillemelerim sonucu gittikçe kayganlaşıp
ıslanıyordu. Aldığı zevkle inlemeye de
başlamıştı artık. Ben de bundan
büyük keyif alıyordum.
Ama bu zevk dolu anlarımız dışkapının
çalınması ile birden kesintiye uğradı. Meryem büyük bir
korkuyla, "Kim bu?" diye beni üzerinden atıp
doğrulmaya çalışırken ben de korkudan ne
yapacağımı bilmez haldeydim. Meryem kalkıp yerde duran
eteğini ve bluzunu giyinirken kapıya adeta yumrukla vuruluyordu. Bu
sırada, "Meryem içerde olduğunu biliyorum, aç kapıyı!"
diyen Serhat'ın gür sesini duyduğumuzda Meryem öfkeyle, "Orospu
çocuğu!" dedi dişlerini sıkarak. Giyinir giyinmez ise
fırlayıp çıktı odadan, ben de külotumu giyinip
peşinden gittim.
Serhat kapıya vurmaya devam edip, "Meryem aç
kapıyı, içerdesin biliyorum!" deyince, Meryem, "Ne istiyorsun, niye
geldin, defol git!" diye bağırır gibi konuştu. "Aç
kapıyı, seninle konuşmak istiyorum!" dedi Serhat yine, ama
Meryem, "Defol git, benim seninle konuşacak bir şeyim yok!" dedi
karşılığında. "Aç konuşalım, böyle olmaz!"
dediğindeyse, "Ben konuşmak istemiyorum, seni de görmek istemiyorum,
benden uzak dur artık!" dedi öfkeyle.
Ancak Serhat gitmemekte, Meryem'le görüşmekte
ısrarlıydı. "Eğer kapıyı açmazsan burada
beklerim, sen açana kadar da bir yere gitmem!" dediğinde, Meryem, "Allah
kahretsin seni, beni millete rezil edeceksin!" dedi. Ama Serhat, "Sen
kapıyı açana kadar hiç bir yere gitmiyorum. Bak sadece konuşmak
için geldim, inan başka bir niyetim yok. Korkma benden lütfen. Senden özür
dilemek istiyorum, ama ne olursun kapıyı aç. Sadece konuşmak
istiyorum. Ondan sonra gideceğim, ama ne olursun bir kere görüşelim!"
diye adeta yalvarır gibi konuşunca, Meryem bana dönerek
fısıltıyla, "Kapıyı açmam lazım yoksa bu hayvan
gitmez. Sen içeri gir, sesini çıkartma sakın. Ne olursa olsun
sakın çıkma dışarı, yoksa
daha kötü olur!" dedi. "Tamam, ama başından sav gitsin bunu, iki saat
bekleyemem ben içeride!" dedim. Meryem, "Tamam tamam!"
dedi bana ve sonra kapıya doğru gidip, "Az
bekle, ama bak sadece konuşacağız, ondan sonra gideceksin!" dedi
Serhat'a. Serhat, "Tamam, söz veriyorum, yemin ederim, konuşup
gideceğim!" dedi yanıt olarak.
Ben odama geçerken Meryem de peşimden gelip yerde
duran türbanını aldı ve başını bağladı.
"Yalvarırım ses etme, ben gönderirim bunu. Eğer seni görürse
öldürür!" dedi ve ardından kapımı kapadı. Ben de
kapıyı kilitledim ve arkasında durup içeriyi dinlemeye
başladım.
Bir dakika kadar sonra Serhat'ın sesi salondan
geliyordu. Ağlamaklı bir sesle, "Lütfen, senden özür dilemek
istiyorum. Bir hayvanlık ettim, beni bağışla!"
dediğini duydum. Karşılığında Meryem ise, "Sen
beni aptal mı sanıyorsun, daha önce de
aynısı oldu, o zaman da affettim ama sonra ne oldu, her şey eski
tas eski hamam. Artık geçti Serhat efendi, hem ben artık bu
günahı taşıyamıyorum daha fazla. Kocamın yüzüne
bakarken utancımdan yerin dibine giriyorum. Cemil de artık
çocuk değil, anlayacak diye ödüm kopuyor. Bu iş artık bitti, sen
yoluna ben yoluma. Zaten yakında Sivas'a dönüyorum. Ondan sonra
birbirimizin yüzünü bile görmeyiz!" dedi.
Serhat, "Son sözün bu mu?" diye sorunca, Meryem, "Evet bu!"
dedi. Ama Serhat pes edecek gibi değildi. Yine özürler dileyip duruyordu.
Ama Meryem de alttan alacak gibi görünmüyordu, her seferinde, "Artık
bitti, boşuna özür dileme!" diyordu. Konuşmalar bu şekilde
ilerlerken birden Meryem'in, "Napıyorsun bırak beni!" demesini,
Serhat'ın ise, "Ben bitti demeden bitmez, senin amına
koyarım!" dediğini duydum.
İçeride işler ters
gitmeye başlamıştı anlaşılan. Serhat'ın
yumuşak, alttan alan sesi gitmiş yerine
öfkeli ve kızgın sesi gelmişti. "Senin amını
sikerim orospu, sen kendini ne sanıyorsun!" dedikten sonra Meryem'e
vurduğunu duydum. Çıkan dayak seslerini kapının
arkasından rahatça duyabiliyordum. Meryem feci bir dayak yiyordu.
Meryem'den, "Vurma, vurma, ahhh, vurma!" sesleri çıkarken Serhat küfürler
savurup dayak atmaya devam ediyordu. Attığı ve Meryem'in
suratında patlayan şiddetli tokatların sesleri bütün evin içinde
yankılanıyordu.
O anda yapabileceğim hiçbir şey yoktu. İçeri
geçsem Meryem'in dediği gibi daha kötü bir sonuca yol açacaktım.
Ayrıca Serhat ayı gibi bir adamdı ve beni de Meryem gibi
dövebilirdi. Yapabileceğim tek şey Meryem için dua etmekti, ama
seslere bakılırsa dayağın sonu gelecek gibi görünmüyordu.
Sehpanın devrilme sesi geldi, Meryem, "Vurma, bırak, vurma!" diyordu
ama nafile. Dayak faslı bittiğindeyse 'Caaarrttt!' diye bir
şeylerin yırtılma sesi geldi.
Meryem ağlamalarının arasında dayak
yemekten bitkin bir sesle adeta inler gibi, "Bırak beni, hayvan,
bırak!" diyordu, ama Serhat'tan karşılık alamıyordu bu
sözlerine. Serhat'ın öfkeli homurtularını duyuyordum. Bir süre
sesler bu şekilde birbirini kovaladı, araya Serhat'ın küfürleri
de karışıyordu.
Meryem'in ağlaması devam ederken, Serhat'ın,
"Eğer dediklerimi yapmazsan bunları kocanla oğluna gönderirim,
yoksa sen bilirsin!" dediğini duydum. Bu sözleri birkaç defa daha
tekrarladıktan sonra kapının şiddetle
kapandığını duydum. Bir süre daha içeriyi dinledim.
Meryem'in hıçkırarak ağlamalarından başka ses
gelmiyordu artık. Kapıyı açıp içeri geçtim.
Meryem saçı başı dağınık bir
halde yerde çırılçıplak yatıyordu. Yediği dayakla
ağzı yüzü kan içinde kalmıştı. Hemen
kaldırıp tuvalete götürdüm. Ağlamalarına aldırmadan
soğuk suyla yüzünü yıkadım. Birkaç dakika sonra kendine gelir
gibi olduğunda salona geçtik. Çekyata oturdu. Suratı pancar gibi
kızarmıştı. Yerdeki kıyafetleri
yırtılmış adeta parçalanmıştı.
Yerdeki kıyafetlerini alıp Cemil'in odasına
geçti, ama kapıyı kapamadı. Ben de
peşinden gittim. Cemil'in küçük dolabının içinden
kendisine yeni bir külot ve sutyenle kıyafetler aldı, onları
giyinirken, "Resimlerimi çekti orospu çocuğu, kocamla oğluma
gösterecekmiş!" dedi öfkeyle yüzüme bakarak. Nedendir bilmem o an bu
sözlerinden çok utandım. Serhat da benim izlediğim yolu
izlemişti, Meryem'i çıplak resimleri ile tehdit ediyordu.
Meryem söylene söylene giyinirken Serhat'a küfürler savurup
durdu. Giyindikten sonra önümden salona geçti. Çekyata oturdu yine. Sehpa
parçalanmıştı. Sandalyeye oturdum, üzerimde halen sadece
külotumun olması da garip bir durumdu, ama giyinecek vakti bile
bulamamıştım.
Meryem sanki az önce dayak yememiş gibi gülerek, "Amına
koyduğumun çocuğu, kendini travestilere siktiriyor, bana da erkeklik
taslıyor!" dedi. Belli ki yediği
dayağın şokundaydı halen, bir süre daha gülmeye devam etti
ve aynı sözleri tekrarladı. Dudağının kenarı
patlamıştı. Odamda yara merhemi vardı, onu alıp
geldim. "Şunu sür, dudağının kenarı
kanıyor!" deyince merhemden biraz sürdü, "Sağ
ol!" dedi gülümseyerek.
"Ne olacak peki, gönderir mi resimleri gerçekten?" diye
sordum. "Hiçbir şey yapamaz, onunki sadece laf. Karısından it
gibi korkar. Öyle bir şey yaparsa karısı da öğrenir çünkü. Karısı
hemen anında boşar bunu, kadın zengin, bu çulsuzun biri. Bütün
para karısında, lokantası, evi, arabası her şeyi
karısının üstüne, bunun götündeki donundan başka bir
şeyi yok. Sadece kuru tehdit!" dedi yanıt olarak.
Bir süre sessizce oturduk. O an aklıma bir fikir
geldi. Serhat Meryem'i tehdit ediyorsa Meryem de onu edebilirdi. "Senin de
elinde görüntüler var, eğer o seni tehdit ediyorsa sen de onu edebilirsin!"
dediğimde Meryem anlamamış gibi baktı yüzüme. Duvardaki
saati gösterdim. "Kameranın çektiği görüntüler var, eğer seni
tehdit ederse sen de bu görüntüleri onun karısına göndereceğini
söylersin. Madem karısından it gibi korkuyor, sen bunu yapınca
bir daha seni rahatsız etmez!" dedim.
Meryem önce pek anlayamamış gibi baktı, ama
sonra sözlerimin aklına yattığını,
"Doğru söylüyorsun!" diyerek onayladı. "Tabii ya, eğer
öyle bir şey olursa ben de senin dediğini yaparım. Gönderirim
karısına, benim başım yanmış anasını
satayım onunki de yansın. Doğru
söylüyorsun!" dedi gülerek. Sonra da, "İyi ki bu
saati buraya koymuşsun!" dedi. Böyle bir şeyin olacağı
hayalime bile gelmezdi. Meryem casus kameralı saat için bana teşekkür
ediyordu.
Bir süre sonra, "Bunu yaparsan ben de ne istersen
yaparım. Beni Serhat belasından kurtar yeter ki!"
deyince, "Ne istediğimi biliyorsun!" dedim gülümseyerek. "Biliyorum, onun
için söylüyorum zaten. Eğer istersen senin karın olurum, sana
karılık yaparım, ne zaman istersen siktiririm kendimi!"
dediğinde, "Ne istersem yapacaksın ama!" dedim keyifle. Meryem bunun
sonuçlarının nereye gideceğini bilmeden, "Tamam
yaparım!" deyince, "Götünü sikmek istiyorum!"
dedim.
Meryem bu yaşına kadar götünün bakireliğini
korumuştu, ama artık bunun da bir sonunun geldiğinin
farkındaydı, bakışlarından belli oluyordu bu.
Usulca, "Tamam." dedi...
[Burak]
|