|
Ev Arkadaşımın Türbanlı Annesi! (5) (Burak 24 Y., İstanbul)
Sonraki bir iki
gün her eve gelişimde hafıza kartını alıp taktım
bilgisayarıma. Ama hayal kırıklığına
uğradım. Meryem Hanım evde tekti, Serhat'tan eser yoktu. O gün olanlardan
sonra Meryem Hanım Serhat'a siktir çekmişti anlaşılan. Yine
de Meryem Hanımın evde yalnız kaldığında
başını örtmeden rahat giysilerle dolaşmasını
izleyip 31 çekmekten geri kalmadım.
Cumartesi akşamı Cemil evdeydi. Salonda annesiyle beraber televizyon
izlerlerken ben de odamda ders çalışıyordum. Saat dokuzu
geçerken kapıma vuruldu, Meryem Hanımın, "Burak, müsait misin?"
diyen sesi geldi hemen ardından. Hemen toparladım kendimi ve "Buyurun,
müsaidim!" dedim. Az sonra kapı açıldı ve Meryem Hanım
başını uzattı aralıktan.
"İçeri gelsene, ne yapıyorsun?" dedi gülümseyip. "Şey, ders
çalışıyordum. Birazdan gelirim!" dediğimde, "Tamam!" dedi
ve kapattı kapıyı tekrar. On dakika kadar sonra içeri gittim.
Cemil salonda yoktu, odasına geçmişti. Meryem Hanım çekyatta
oturuyordu, beni görünce toparlandı. Uzun açık mavi kot bir etekle
çiçekli uzun kollu bir bluz giymişti. Başını ise
omuzlarını ve göğsünü de örten büyük bir türbanla çenesinin
altından bağlamıştı sıkıca. Çekyatın
yanındaki sandalyeye oturdum.
"Bizim oğlan bu kıza iyice abayı yakmış
anlaşılan!" dedi gülümseyerek. Ama bunu söylerken bundan memnun
olmadığı anlaşılıyordu. "E, genç çocuk ne de olsa!"
dedim. Cevabımın üzerine, "Sen de öyle misin?" diye sorunca biraz
utandım. Yine de belli etmemeye çalışarak, "Eskiden öyleydim,
ama şimdi değilim!" dedim. Bir şey demedi sözlerime. Bir süre
televizyon izledik. Meryem Hanım yine bir dizi izliyordu. Dizi reklamlara
girince bir şey demeden kalktı. Az sonra tuvalet
kapısının kapanma sesi geldi.
Dokunmatik telefonu çekyatın üzerindeydi. Cemil odasındaydı,
annesi ise tuvalette. Fırsat bu fırsat diyerek telefonu aldım
elime. Bir numaradan gelen epey cevapsız çağrı vardı. Sonra
mesajlara baktım, aynı numaradan gelen mesajlarla doluydu.
Cevapsız çağrıların ve mesajların sahibi Serhat'tı.
İlk gönderdiği mesajlarında özür diliyordu Meryem Hanımdan.
Ancak sonradan gönderdiği mesajları ise tehdit doluydu.
Bir tanesinde (Eğer bana vermeye devam etmezsen kocan her şeyi
öğrenir!) yazmıştı. Bir diğerinde ise (Ben bitti
demeden bitemez. Oğlun ve kocanın öğrenmesini istemiyorsan Pazar
günü bana gel!) diyordu Serhat. Birkaç mesaja daha bakacakken tuvalet
kapısının açılma sesi geldi. Hemen telefonu yerine
bıraktım. Az sonra Meryem Hanım geldi, "Meyve ister misin?" diye
sordu çekyata oturmadan. "Yok, teşekkür ederim. Sağ olun!" dedim.
Biz televizyon izlerken Cemil odasından çıkıp geldi. Meryem
Hanım oğlunun kız arkadaşıyla bu kadar ilgilenmesine
bozulmuştu. "Bitti mi konuşman?" dedi sert bir ses ve somurtan bir
suratla. Cemil annesinin bu tavrına
hazırlıklıymış gibiydi. "Sana ne, seni ne
ilgilendirir. Sen kendi işine bak!" dedi. Meryem Hanım oğlunun
bu şekilde konuşmasına bozulmuştu. "Sen çok
edepsizleştin!" dediğinde, Cemil, "Kiminle
konuşacağıma sen mi karar vereceksin, sen kimsin ki?" dedi.
Cemil'in bu şekilde konuşması benim de canımı
sıktı. "Cemil, o senin annen, öyle konuşma!" dediğimde, "Abi
sen karışma!" dedi sözümü keserek. Sonra annesine dönüp, "Sen niye
halen dönmedin Sivas'a, gitsene artık, rahat bırak beni!" dedi ve
tekrar odasına gidip kapıyı sertçe kapattı. Cemil'in bu
tavrı Meryem Hanımı fena etkilemişti. Gözlerinden akan
yaşları elinin tersiyle siliyordu.
"Saçımı süpürge ettim bu çocuk için ben. Ben onun anasıyım,
onun iyiliğini düşünüyorum, şu yaptığına bak!"
dedi ağlaya ağlaya. "Boş verin, sakin olun. Daha genç, o da
anlar sonradan yaptığını, pişman olur!" dedim, ama
nafile. Meryem Hanım ağlamaya devam ediyordu. Kadının bu
acıklı hali beni de etkilerken kalkıp yanına oturdum.
"Lütfen, ağlamayın!" dedim ve kollarından tuttum
sakinleşmesine yardım eder diye.
İnce bluzunun altından kollarının
yumuşaklığını hissetmek yarağımı
hareketlendirdi bir anda. Meryem Hanım iki eliyle yüzünü tutmuş
ağlarken onu sakinleştirme bahanesiyle kollarını adeta
okşuyordum. Pantolonumun altındaki hareketlenmeden habersizdi
elbette. Ona geçen akşam telefonunu nasıl kullanmasını
gösterdiğim zamandakinden de yakındım, canlı canlı
dokunuyordum kendisine.
Meryem Hanımın üzerinden geçen günkü gibi yoğun olmayan bir
hacı yağı kokusu geliyordu. En pahalı parfümün
yapacağı afrodizyak etkiden bile daha etkiliydi bu koku. Kokuyu daha
çok alabilmek için yaklaştım iyice. Şimdi dizim dizine
değiyordu. Yarağımdaki hareketlenme daha da arttı bu
temasla birlikte. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım, kokuyu çektim
içime. Bazen otobüslerde, minibüslerde rast geldiğim ve hoşuma
gitmeyen bu koku şimdiyse beni azdırıyordu.
Pantolonun önünde çadırı dikmiştim resmen. Meryem Hanım
ellerini yüzünden çekerken hemen kalkıp sandalyeye geri oturdum. Hafiften
kamburumu çıkarıp öne doğru eğildim. Yarağımdaki
sertliği fark etmemeliydi. Gözyaşlarını silerken, "Kusura
bakma, tutamadım kendimi, ana yüreği!" dedi.
Ağlamasının ardından şimdi de zoraki gülümsüyordu.
"Olur mu ne demek. Cahil çocuk, o da anlar sonra yaptığı
hatayı!" dedim. Bir süre sonra yarağımın sertliği
kayboldu. Biraz daha televizyon izledik, ama Meryem Hanım çok keyifsizdi.
Morali tepetaklak olmuştu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi telefonuna
gelen bir mesaj var olan sinirini daha da artırıp moralini bozdu.
Telefonu eline aldı ve benim görmemi istemediğinden hafifçe öbür
tarafa dönerek okudu mesajı. Az sonra dudaklarından, "Orospu
çocuğu!" sözleri bir fısıltı gibi çıktı. Benim
duymadığımı sanıyordu, ama yanılıyordu.
Gözüm televizyondaydı, ama kulağım kendisindeydi. Mesaj
Serhat'tan geliyordu, yine bir tehdit mesajı yazmıştı belli
ki.
Meryem Hanımın olan biteni bildiğimden haberi yoktu. Benden yana
dönüp hiçbir şey olmamış gibi davranmaya
çalışması boşunaydı. Kısa bir süre daha izledik
televizyonu. Bu ara telefonu çaldı. Meryem Hanım ekranda
numarayı görür görmez meşgule attı, ama birkaç saniye sonra
yeniden çalınca bir hışımla kalktı ve içeriye gitti
hiçbir şey demeden.
Serhat tehditlerini sürdürüyordu, bu işin peşini
bırakmayacağa benziyordu. Hemen kalktım. Meryem Hanım
mutfağa girmiş ve kapıyı da kapatmıştı.
Ancak içerdeki fısıltılı konuşmalarını
duyabiliyordum. "Niye arıyorsun beni, oğlum evde... Artık bitti,
tamam mı... Öyle mi... Ne yapacaksın... Ha, öyle yaparsan ben de seni
millete rezil ederim... Görürsün... Görürsün... Travestilere gittiğini
anlatırım herkese... Bak görürsün... Sen bilirsin... Ne boklar
yediğini biliyorum... Kendini siktiriyorsun o ibnelere... Hadi
bakalım... Görürsün..." derken gerisin geri döndüm salona.
Duyduklarım gerçekten inanılmazdı. Serhat travestilere gidiyor,
bu yetmiyormuş gibi kendini onlara siktiriyordu. Serhat gibi görüntüsü
bile insanı korkutan bir adam için gerçekten inanılmazdı bu. Ve
bunu Meryem Hanım biliyordu. Akıl alır gibi değildi...
Meryem Hanım yeniden salona döndüğünde suratı
kıpkırmızıydı. "Hayırdır, iyi misiniz?"
dediğimde, "Ha, iyiyim iyiyim. Bizim bir akraba hastalanmış
Sivas'ta, hastaneye kaldırmışlar. Ona moralim bozuldu."
dediğinde (Sen de iyi hikaye uyduruyorsun!) dedim içimden. Birkaç dakika
daha televizyon izledim, sonra da, "Müsaadenizle ben kalkayım!" dedim.
Meryem Hanım, "Sen bilirsin!" dedi soğuk bir tavırla. Bu
soğukluğu bana değildi. Önce oğlu, sonra da sikicisi
bozmuştu moralini, ancak piyango bana çıkmıştı.
Odama döndüm. Birkaç dakika sonra yan odada kıyamet koptu. Cemil ve annesi
kavga ediyordu. Meryem Hanım Cemil'e bağırırken, Cemil de
annesine karşılık veriyor, bağırıyordu. Arada
birkaç kez annesine, "Siktir git!" dediğini duydum. Cemil iyice
zıvanadan çıkmıştı. Kalkıp içeri gidip birkaç
tokat atasım geldi, ama (Boş ver, kendi içlerinde halletsinler!)
dedim kendi kendime. Sesler bir süre sonra kesildi, yan oda
kapısının kilitlendiğini duydum. Anlaşılan Meryem
Hanım odanın kapısını kilitlemişti. Birkaç dakika
sonra ev derin bir sessizliğe bürünmüştü. Biraz bilgisayarda
takıldıktan sonra yattım.
Sabaha karşı çişimi yapmak için kalktım. Salondaki küçük
lambanın ışığının
yandığını fark ettim. Cemil açık unutup
yatmıştı herhalde. Lambayı kapatmak için salona geçince bir
sürprizle karşılaştım. Meryem Hanım çekyatta
yatıyordu. Demek gece kapıyı kilitleyen Cemil'di. Annesini
odasından kovmuştu. Meryem Hanım ince bir yorganın
altında hafif yan dönmüş halde yatıyordu. Başını
arkadan siyah ince bir başörtüsüyle bağlamıştı.
Alttan, hafifçe açılmış yorganın altından sağ
baldırı görünüyordu. O zamana kadar hep bilgisayar ekranında
gördüğüm şeyi ilk defa canlı canlı görüyordum.
Sabahın o saatinde yarağım kalkmaya başladı. Benden
habersiz derin uykusundaydı Meryem Hanım. Etli ve bembeyaz
baldırı tam karşımdaydı. Yavaşça ilerleyip
çömeldim. Çıplak eti ile aramda birkaç santim vardı.
Baldırı küçük lambanın ışığında
parlıyordu resmen. Kıldan, tüyden eser yoktu, pürüzsüzdü. Dokunmak
için hamle yaptım, ama sonra durdum, cesaret edemedim.
Bir dakikaya yakın kaldım öyle. Kalbimin atışları
tavan yapmıştı. Birden bire yorganda bir hareketlenme olunca
hemen doğrulup içeri kaçtım. Acaba Meryem Hanım fark mı
etmişti beni? Olduğum yerde kaldım bir süre. Sonra yavaşça
başımı uzatıp baktım içeriye. Meryem Hanım
uykusuna devam ediyordu, beni fark etmemişti. Üstelik manzara bu kez daha
muhteşemdi.
Sırtı televizyona, yüzü duvara dönüktü ve yorganı daha çok
açılmıştı. Şimdi sadece baldırı değil,
sağ bacağının dizden birkaç parmak yukarısı da
görünüyordu. Yeniden parmak uçlarıma basa basa geçtim içeriye ve çömeldim.
Kalbimin atışları sessizliği bastırıyordu.
Bembeyaz, dolgun bacağına baktım uzun uzun. Meryem Hanım
ara ara horlayarak uyuyordu. Benim varlığımdan habersizdi
tamamen.
Bacağına dokunamasam da, bütün cesaretimi toplayıp yorganı
kaldırdım hafifçe ve altından baktım. Yorganın
altındaki loş karanlıkta sol bacağının beyazlığı
hemen belli oluyordu. Yorganı biraz daha kaldırdım. Üzerinde
pembe renkli ince penye bir gecelik vardı. Ve uyurken vücudunun
hareketleriyle açılmıştı. Sol bacağı dizinden
nerdeyse bir karış yukarısına kadar açıktı.
Kalçasının güzelliği büyüleyiciydi.
Yorganı yavaşça indirdim yeniden ve içeriye, odama geçtim. Meryem
Hanımın sabahın o saatinde bana sunduğu güzellikleri
düşünerek soyunup çıplak kaldım, yatağa girdim.
Yarağım kazık gibiydi. Sıvazlamaya
başlamıştım ki, birdenbire büyük bir hışımla
boşalmaya başladım. Döllerim bir fıskiyeden akan su misali
fışkırdı havaya. Külotumla sildim döllerimi ve sonra
çırılçıplak bir halde uykuya daldım.
Uyandığımda saat 11:00'i biraz geçiyordu. İçerden,
mutfaktan sesler geliyordu. Kalkıp giyindim ve içeri geçtim. Meryem
Hanım mutfaktaydı, kahvaltı hazırlıyordu. Tavada
sigara böreği kızartıyordu. Beni görünce gülümseyip, "Hayırlı
sabahlar!" dedi. "Size de! Yardım edeyim mi?" dedim. "Yok sağ ol, bir
şey kalmadı zaten. Sen içeri geç!" dedi yanıt olarak.
Salona geçtim, Cemil yoktu. Odasının kapısı
açıktı, baktım, ama odada da yoktu. Sehpanın üzerinde
peynir, zeytin vs. vardı. Cemil yoktu evde, kız arkadaşıyla
buluşmaya gitmişti anlaşılan. Cemil annesinin gelmesinden
memnun değildi, ama ben çok memnundum. Sunduğu güzelliklerin
haricinde Meryem Hanım sayesinde midem bayram ediyordu.
Az sonra Meryem Hanım önce demlikleri, sonra da bir tabak sigara
böreğini getirdi. "Cemil yok mu?" diye sordum. "Ben
kalktığımda yoktu, gitmiş!" dedi. Sonra da, "Aman boş ver,
ne hali varsa görsün. O da aynı babası kılıklı, ömrümü
yedi ikisi de!" dedi. Dün akşamki kıyafetleri vardı üzerinde.
Sessizce kahvaltımızı yaparken, "Bugün nereye götüreceksin beni?"
dedi Meryem Hanım.
"Bugün mü?" dedim şaşırarak. "Evet, konuşmuştuk ya, hani
Pazar günü gezmeye gideriz diye. Unuttun mu yoksa?" dedi. "Yok, unutmadım
da, hani Cemil yok ya, onun için..." dedim. "Aman boş ver onu, biz gezeriz!"
dedi gülümseyerek. "Sonra Cemil kızmasın?" dediğimde, "Ne
kızacak, anasına 'siktir git' diyen adamdan ne hayır gelir.
Kızsın da göreyim, hiç umurumda değil!" dedi. "İyi,
nasıl isterseniz!" dedim.
Az sonra, "Nereye gidelim?" diye sordu. "Nereye isterseniz!" dedim. "Eminönü
uzak mı buraya?" diye sordu gülümseyip. "Yok, uzak değil. Şu
aşağıdan otobüslere bineriz..." derken kesti sözümü ve "Aman
boş ver otobüsü falan. Taksiyle gideriz!" dediğinde, "Gerek yok, hem
çok yazar!" dedim. "Aşk olsun, sana para ödetirim diye mi korkuyorsun?"
dedi. Bu sözleri canımı sıktı, "Yok, Estağfurullah,
olur mu öyle şey!" dedim.
Meryem Hanım, "Yok, sen beni yanlış anladın, o manada
demedim ben. Sen öğrenci adamsın, sana para ödetmem ben korkma!"
dedi. "Yok, ne korkması. Gerek yok, ben hallederim!" dedim, ama Meryem
Hanım, "Yok yok, ben biraz alışveriş filan da yapıcam,
haftaya eve dönücem çünkü!" dediğinde yutkundum. Demek Meryem Hanım
haftaya evine, Sivas'a gidecekti. Ve kim bilir ne zaman dönecekti. Hem dönüp
dönmeyeceği de belli değildi ayrıca. Onu sikme arzusuyla
yanıp kavruluyordum, ama Meryem Hanım haftaya gidecekti.
"Neden? Biraz daha kalın! Genç çocuk ne de olsa..." derken, "Yok yok,
artık eşek kadar adam oldu. Bu saatten sonra da zor adam olur. En
iyisi işler daha boka sarmadan ben döneyim!" dedi. Kahvaltının
ardından giyinip hazırlandım ve salona geçtim. Meryem Hanım
da bu arada bulaşıkları yıkıyordu. Az sonra o da
giyinmek için Cemil'in odasına girdi. Daha önceden kapıyı
kilitlerken, şimdi kapıyı kilitlememiş, sadece kapatmakla
yetinmişti. Birkaç dakika sonra çıktı odadan ve salona geldi.
Çok güzel ve çekici görünüyordu. Uzun, siyah renkli ve pileli bir etekle parlak
beyaz bir gömlek giymişti. Gömlek vücuduna oturmuş gibiydi.
Karnı, göbeği ve daha önemlisi iri, şişkin memeleri
altında belli oluyor, sutyenin izi rahatça görünüyordu.
Başını büyük ve renkli bir türbanla
bağlamıştı. Ayağında ten rengi parlak çoraplar
vardı. Bakınca gözlerine kalem, kirpiklerine de rimel sürdüğü
kolayca anlaşılıyordu.
"Hazırsan çıkalım!" dediğinde, "Olur!" dedim. Ama daha
sonra heyecanıma dayanamayıp, "Çok güzel olmuşsunuz!" dedim.
Meryem Hanım sözlerim karşısında
şaşırdı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. Yüzünün
kızardığını fark ettim, ama benim durumum ondan da
beterdi. Kendi kendime (Ulan ne salak adamsın, kadına böyle denir mi?)
dedim. Meryem Hanım kibarca, başını öne eğerek, "Teşekkür
ederim!" dedi.
Askıdaki uzun siyah pardesüsünü giyinip düğmelerini kapadı tek
tek. Beline oturan pardesü vücut hatlarını gizlemek yerine daha da
belirginleştiriyordu. Siyah topuklu ayakkabılarını giymek
için tam önümde domaldığındaysa yarağım
sertleşmeye başladı. "Hay Allah, bu da olmuyor artık!" diyerek
çekecekle ayakkabısını giymeye çalışırken koca
götü pardesünün altından adeta bana selam gönderiyor, sağa sola
bıngıl bıngıl oynuyordu. Sonunda başarıp
ayakkabılarını giydiğinde ben de montumu ve
ayakkabılarımı giyindim.
Geçen Pazar olduğu gibi önümden pardesünün eteklerini tutarak merdivenleri
çıkarken, dün gece gördüğüm baldırları açığa
çıkıyordu. Ne yapıp edip bu kadını Sivas'a gitmeden
önce sikmeliydim. Yarağım sertleşmişti caddeye
çıktığımızda. Fark etmesin diye hafif kamburumu
çıkarıp montumu da aşağı çekerek yürüyordum.
Bir taksiye atlayıp Eminönü'ne gittik. Taksinin parasını vermek
için elimi cüzdanıma götürürken arkadan uzanıp elime dokundu ve
"Allah için, ölümü gör!" dedi. Beyaz, yumuşak elini hissetmek beni
heyecanlandırırken, "Al kardeş, o öğrenci, ondan para alma!"
diyerek taksiciye parayı uzattı.
Eminönü'nde denizin kenarında dururken yan tarafımıza birileri
gelip resim çektirdi. Bunu gören Meryem Hanım, "Burak, benim de resmimi
çeksene!" deyince, "Olur!" dedim. Omzundaki siyah çantasından cep
telefonunu çıkarıp uzattı ve "Şununla çeksene!" dedi.
"Tamam, şöyle geçin o zaman!" dedim. Meryem Hanım biraz amatörce ve
acemice hareketlerle poz verirken çektim resmini.
Ancak cep telefonunun kamerası pekiyi değildi ve güzel
çekmemişti. "Ay bu da kötü olmuş!" deyince, "İsterseniz benimkiyle
çekeyim?" dedim. "Ay sahi mi, iyi olur vallahi!" dedi. Telefonumu
çıkarıp birkaç resmini çektim. Resimleri görünce, "Ay çok güzel
çıkmış, Allah senden razı olsun. E peki, bunu nasıl
alırım ben senden?" dediğinde, "Ben bastırırım
fotoğrafçıda!" dedim. Çok sevindi cevabıma. Biraz daha
kalıp denizi seyrettik.
Pazar günü olduğundan etraf kalabalıktı. Hava da güzeldi ve
insanlar bu fırsatı kaçırmak istememişti aynı bizim
gibi. İnsanlar birbirinin üzerine çıkmaya çalışıyordu
adeta. Böyle görüntülere alışık olmayan Meryem Hanım insan
kalabalığından kaçmak için bana sokuluyordu. Tabii böyle bir
durumda vücudum vücuduna dokunuyor, değiyordu. Ellerim zaman zaman
istemeden eline, koluna çarpıyordu. Alt geçitten geçerken ise olay
başka bir noktaya ulaştı.
O yoğun kalabalığın içinde Meryem Hanımı korumaya
çalışırken elim altta götüne değdi. Ve bu biraz
şiddetli bir değmeydi, hatta değmeyle avuçlama arası bir
şeydi. Onun dolgun ama yumuşak bir yastık gibi götünün
arasına girmişti elim resmen. O anda yarağım sanki bir füze
gibi dikiliverdi. Meryem Hanım o kalabalığa rağmen yan
gözle dönüp bana bakmadan edemedi, ancak bir şey demedi. Az sonra
merdivenleri ağır ağır çıkıp alt geçitten
kurtulduğumuzda kendisinden özür dilesem mi diye düşündüm, ama sonra
bunun kazayla olduğunu anlamıştır herhalde diyerek
vazgeçtim.
Sirkeci tarafına doğru tezgahları geze geze dolaşırken
de aynı manzaralar vardı. İnsanlar birbirinin üstüne
çıkacak gibi oluyordu. Meryem Hanım yırtıcı
hayvanlardan korunmaya çalışan bir ceylan gibi benden yana sokuluyor,
yanaşıyordu. Bir sokakta tezgahların arasında karınca
sürüsü gibi tekli kol halinde ilerlerken Meryem Hanım önüme geçti. Siyah
topuklu ayakkabılarının üzerinde götünü sağa sola sallaya
sallaya adeta bir dansöz gibi çalkalayarak giderken bakışlarım
götüne odaklanmıştı.
Aramızda 15-20 santimlik bir mesafe ya var ya yoktu. Etrafa bakmak yerine
onun götüne bakıyordum, etraftakiler umurumda değildi çünkü. Sağ
elimi aşağı indirdim. O kalabalığın içinde
arkadan birilerinin eli zaman zaman benim sırtıma, belime hatta
götüme değerken kimsenin beni fark etmesi mümkün değildi.
İşportacıların ve satıcıların
bağırışları, yürüyenlerin konuşmaları,
sesleri derken kimse kimseyi görmüyor, duymuyordu.
Yutkuna yutkuna götüne dokunmaya başladım. İlk anda hiçbir
şey anlamadım, çünkü korkumdan sadece pardesünün
kumaşını hissedecek kadar dokunuyordum. Ama sonra biraz daha
bastırmaya başladım. Siyah pardesüsü ve altındaki siyah
eteğine rağmen tıpkı alt geçitte olduğu gibi
yumuşak, dolgun götünü hissettim parmak uçlarımda.
Kanım damarlarımda daha hızlı akmaya
başlamıştı sanki. O serin havaya rağmen terlemeye
başlamıştım. Biraz daha bastırdım. Tabii bu arada
adım adım ilerlemeye devam ediyorduk. Götünün arasına
girmişti parmaklarım ve bunu Meryem Hanımın hissetmemesi
bana göre mümkün değildi. Yarağım kalkıktı,
çadırı dikmiştim. Kamburumu çıkarıp yürüyordum yine.
Meryem Hanımdan herhangi bir tepki gelmeyince biraz daha bastırdım.
İşte o anda adeta boşalacak gibi oldum. Sağ elim resmen
Meryem Hanımın götünü avuçlamıştı. Sağ elimin her
bir milimi onun koca götüyle birleşmişti.
Birkaç saniye boyunca o şekilde kaldım. Ondan yana bir tepki
gelmediği müddetçe de elimi çekmeye niyetim yoktu. Meryem Hanımdan
bir tepki, bir bakış, bir geriye dönüş, hiçbir şey, ama
hiçbir şey yoktu. Kadın tezgahlara bakıyor, yanından gelip
geçenlere bakıyordu, ama dönüp bana tek bir bakış
atmıyordu. Götünü resmen birisi avuçlamıştı, ama bunu sanki
umursamıyor gibiydi.
Sokağın ucuna gidene kadar elimi birkaç kez daha bu şekilde
tuttum götünde ve bastırdım. Ancak bir ara önünde gidenler durunca
Meryem Hanım da durmak zorunda kaldı. Ve o sırada sanki
zincirleme bir trafik kazasıymış gibi ben de arkadan ona
çarptım. Tabii bu çarpma oldukça şiddetliydi, çarpan elim
olmuştu, çarptığım yerse Meryem Hanımın arka
tamponu yani götüydü.
O ana kadar yaptıklarımın çok daha ötesinde bir baskıyla
elim götünü avuçladı. Sanki üzerinde hiç kıyafet yokmuş gibi
elim götünü hissetti. Kendimden geçecek gibi olurken Meryem Hanımın
hafifçe sağa dönüp bana bakmasıyla ne yapacağımı
şaşırdım. Elimi çektim hemen. Kadın her şeyin
farkındaydı başından beri ve götünü elleyip avuçlamama ses
çıkartmamıştı. Ama öküzlük edip o kadar
bastırınca bir bakışla beni uyarmak zorunda
kalmıştı. Ve bu uyarı sonucu havaya dikilen
yarağım bir balon gibi patlayıp sönmüştü.
Az sonra öndekiler yeniden yürümeye başlayınca biz de adım
adım yürümeye başladık. Sokağı dönüp boş bir
alana çıktığımızda Meryem Hanım derin bir soluk
alıp, "Ay burası ne Allah aşkına, millet birbirini eziyor
resmen, pestilim çıktı!" dedi. Bense onun bu sözüne cevap vermedim,
yüzüne bakmaya bile utanıyordum çünkü.
Ama sanki Meryem Hanım az önce yaşananları çoktan unutmuş
gibiydi. "Şuraya da bakalım mı?" dedi eliyle bir
sokağı gösterip. "Nasıl isterseniz!" dedim. Bu sokak
diğerine göre daha tenhaydı, Meryem Hanım şimdi önümde
değil yanımda yürüyordu. Ancak yine de aramızda birkaç santimlik
bir mesafe vardı. Bir ara bir tezgaha uzanmak isteyip kolunu kaldırınca
memeleri ile göğsüm buluştu. O anda kadının aslında
yaptığımdan memnun olduğunu anladım. Götünü ellememe
avuçlamama ses çıkartmamasının sebebi bundan duyduğu
memnuniyetti. Ben o bakış sonucu geriye çekilince kendini ön plana
çıkarıp memelerini göğsüme yaslamıştı.
Korkak davranmama, geri planda durmama gerek yoktu. Meryem Hanım her
şeye dünden razıydı belli ki. Sokak bir yerde tezgahlar
nedeniyle yeniden daralıp insanlar tek sıra halinde yürümeye
başladığında önüme geçti yeniden. Önceki sokak kadar kalabalık
olmasa da Meryem Hanımla aramızda kısa bir boşluk
vardı yine. Elimi indirdim aşağı, sanki montumun
fermuarını çekmeye çalışıyormuşum gibi yaparken
götünü sertçe avuçlayıp sıktım. Meryem Hanım bunu istiyordu
ve ben de yapıyordum. Parmaklarım göt yarığının
arasına girmiş, avucum dolgun götüyle bir olmuştu resmen.
Meryem Hanımın başının hafifçe benden yana
döndüğünü ve bakışlarında belli belirsiz bir gülümseme
olduğunu gördüm. Evet, yaptığım hoşuna gitmişti.
Götünü öyle sert bir şekilde avuçlamamdan memnun olmuştu.
Onu Sivas'a gitmeden çatır çatır sikmek için çok beklemeyeceğim
de kesinleşmişti...
[Burak]
|